Speaker
Description
Psikanalitik anlamda, ruhsal yapı yaşamın her anında derinlikleri kaynayan magma ile dolu gibidir ve gelişimsel çizgi boyunca çeşitli dönemlerde bu magma yüzeye çıkarak özneyi dönüştürücü krizler yaratır ki büyümekte olan bir çocuğu bekleyen bu krizlerin ilki ergenliktir. Bedenin genital olgunluğa doğru gelişmesiyle birlikte (Freud, 1905; Winnicott, 1961) bir emrivaki olarak başlayan ergenlik, çocukluğa ait olanın geri dönülmez biçimde yitirilmesi demektir. Ergen, çocuk kimliğinden erişkin kimliğine geçmeli, “Ben kimim?” sorusunu cevaplamalıdır (Erikson, 1982). Bu bağlamda ergenlik krizinin belirleyici özellikleri, kırılgan benlik sınırları ve çiftedeğerli şekilde deneyimlenen bedensel değişimler doğrultusunda narsisistik hassasiyet ve öz-saygıdaki sallantılardır (Kestemberg, 1980). Bu yönüyle ergenlik hem ikinci bir doğum hem de ilk ölümdür; ikinci bireyleşme dönemidir (Blos, 1967). Öyleyse, ergenlikte krize yol açan şey değişen beden ve bu değişime ayak uydurmaya çalışan ruhsallıktır ki bu süreç ergende eyleme geçme, riskli davranışlar veya içe kapanma şeklinde ortaya çıkabilir (Gutton, 1998). Bütün bunlar ergenliğin normal bir parçasıdır, değişen bedeniyle baş etmek için yapılması gereken ruhsal çalışma ergeni zorlar ve ergenlik krizi de yeni dengenin kurulması sırasında ortaya çıkan dalgalanmalardır. Winnicott (1961) bu yüzden ergenleri yoğun sisin içinde ve rüzgarın yokluğunda beklemek zorunda olan denizcilere benzetir, ergenler de önlerini göremeden uzun süre beklemek zorundadırlar. Dolayısıyla, her ergen bir kriz içindeyken sessiz çoğunluk hastalanmaz; ancak ergenliğin gerektirdiği kimlik edinimindeki başarısızlık, patolojik savunma mekanizmalarına veya gelişimsel inhibisyona yol açabilir (Laufer, 1976) ve ergenler kendine zarar verme davranışları, yeme bozuklukları ya da psikoz gibi ciddi psikopatolojiler geliştirebilir.
| Keywords | ergenlik, psikanaliz, ikinci bireyleşme, kimlik, gelişim |
|---|---|
| aslanmhmmd@gmail.com |