Speaker
Description
Bu çalışma, belirgin bir organik nedene bağlanamayan hipertansiyonun psikosomatik açıdan değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Hipertansiyon, çoğunlukla fiziksel bir hastalık olarak ele alınsa da psikanalitik açıdan değerlendirildiğinde duygusal ve ruhsal yaşamın sessizliğinde öngörülemez bir kriz şeklinde ortaya çıkmaktadır. Psikanalitik çalışmalar, kronik bastırılmış öfke ve pasif bağımlılık eğilimlerinin hipertansiyon gelişiminde merkezi rol oynadığını göstermektedir. Fain hipertansiyon grubunda belirli bir kişilik örüntüsü ve tekrarlayan çatışma dinamiklerini tanımlar (Fain, 1939). Alexander’ın ayrıntılı vaka analizlerine dayanarak, hipertansiyon hastalarında ortak veriler; baskın ve çoğu zaman anne merkezli ebeveyn figürü, yoğun fakat bastırılmış düşmanlık, oral nitelikte bağımlılık arzuları, heteroseksüel işlevlerde ketlenme şeklinde özetlenir. Bu bireylerin dışarıdan uysal, çalışkan ve dengeli görünmelerine karşın, ifade edilemeyen saldırganlık ve kronik gerilim duyguları damarsal sistem üzerinde sürekli bir yük oluşturmakta ve “kriz” durumu hipertansiyonla sonuçlanmaktadır. Psikanalitik değerlendirme, hipertansiyon hastalarının dışa karşı uyumlu ve sakin görünmelerine karşın, içsel olarak yoğun düşmanlık ve kaygı yaşadıklarını ortaya koyar.
Sonuç olarak, hipertansiyon yalnızca kardiyovasküler bir sorun değil; psikosomatik ve psikanalitik açıdan ele alındığında bireyin yaşam mücadelesinde ortaya çıkan krizlerin bedensel yansımasıdır (Katz ve Leiter, 1939). Bu çalışma, bastırılmış duyguların ve çatışmaların bedensel belirtiler aracılığıyla ifade bulduğu karmaşık bir psikosomatik süreci anlamak bakımından bir kriz hastalığı olan hipertansiyona dair bir tartışmaya vurgu yapmayı amaçlamaktadır.
| Keywords | hipertansiyon, kriz, psikosomatik, psikanaliz |
|---|---|
| kbrkoc@gmail.com |