Speaker
Description
Bu makale, post-apokaliptik kurgularda ve kriz sonrası pratiklerde müziğin nasıl hem ütopyacı hem de distopyacı işlevler üretebildiğini felsefî bir açıdan incelemeyi hedeflemektedir. Kıyamet hikâyeleri genellikle toplumsal düzenin çöküşünü ve ardından yeni düzen arayışlarını anlatır; bu anlatılarda müzik ve ses ise görünmez bir dil gibi çalışarak duyuşu, hafızayı ve kolektif eylemi biçimlendirir. Yalın ifadeyle müzik, yalnızca fonda çalan bir motif değil, hikâyenin sessiz ortaklarından biridir.
Çalışma iki temel iddia barındırmaktadır. Birincisi, post-apokaliptik müzik pratikleri soyut bir “estetik ortam” değil; toplumsal örgütlenme ve hayatta kalma stratejilerinin etkin bileşenleridir. İkincisi ise, müzik; yani ses ve sessizlik, yeniden icat edilmiş müzikal araçlar ve teknikler; aynı anda iki yönde işleyebilir. Bir yandan birlik ve yeniden kurma hayalini besleyen ütopyacı bir güç olur; bir diğer yandan da kontrol, yalıtım ve manipülasyon olanaklarıyla distopyacı bir araç olarak kullanılabilir. Kısacası müzik bazen hem kahraman hem de sinsi kötü karakter rolünü üstlenebilir.
Analiz üç “sesaltı” motif etrafında örülmeye çalışılmaktadır. Bunlardan ilki müziğin yokluğunun (sessizliğin) anlatı içindeki gücü ve anlam üretimidir. İkincisi atık ya da terkedilmiş materyallerin müziksel dönüşümü ve yaratıcılığın onarıcı boyutudur. Üçüncüsü ise gezgin orkestralar, marşlar veya ritüeller aracılığıyla yeniden tesis edilen kolektif bağlardır.
Makalenin teorik çerçevesi, Ernst Bloch’un umut kavrayışından Jacques Attali’nin müzik-politika çözümlemelerine; R. Murray Schafer ve Steven Feld’in ses-peyzajı çalışmalarından Timothy Morton’un “hyperobject” tartışmalarına kadar uzanan perspektiflerden beslenerek, ütopya/distopya düşüncesini eko-estetik, sound studies ve müzik felsefesi üçgeninde inşa etmeyi amaçlamaktadır.
| Keywords | postapokaliptik müzik, sesaltı anlatılar, kollektif bellek, ütopya-distopya |
|---|---|
| eren.tamer@medeniyet.edu.tr |