Speaker
Description
Modern söylemde “kriz” kavramının enflasyonu, bir aşınmaya yol açmıştır. Ekonomiden ekolojiye, siyasetten sağlığa kadar her alanın sürekli “kriz” haliyle nitelendirilmesi, kavramın ayırt edici gücünü zayıflatmıştır. Kriz, etimolojik kökeninde bir dönüm noktasını, kritik bir karar anını işaret ederken, artık neredeyse normalin kendisi haline gelmiştir. Giorgio Agamben’in “istisna hali” kavramı bu durumu aydınlatır: kriz sürekli hale gelerek istisnaî olmaktan çıkar ve bir yönetim aracına dönüşür. Janet Roitman’ın Anti-Crisis eserinde sistematik olarak gösterdiği gibi, kriz söylemi belirli anlatıları mümkün kılarken bazı soruları gündeme getirip diğerlerini kapatır; artık her yerde hazır bulunan bir anlatı aracı haline gelmiştir. Bu durum paradoksal bir sonuç doğurmuştur: Her şey krizse, hiçbir şey kriz değildir. Kavramın bu şekilde yaygınlaşması, onu epistemolojik açıdan belirsizleştirir; artık istisnaî durumları tanımlamak yerine, yapısal sorunları olağanlaştıran bir retorik araca dönüşür. Naomi Klein’in “felaket kapitalizmi” kavramsallaştırmasında görüldüğü gibi, kriz söylemi, siyasi ve ekonomik çıkarlar için stratejik bir araç olarak da işlevselleştirilir. Bu bildiride, krizin her yerde görülmesini aslında onu hiçbir yerde görmemekle eşdeğer hale gelen bir eleştirel körleşme olarak ele alacağım. Bu çerçeveyi bireysel ve toplumsal “kriz”leri derinlemesine ele alan, Türk Edebiyatı’ndan çeşitli yazarlara (Hilmi Ziya Ülken, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Kemal Tahir, Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay vb.) değinerek kuracağım. Bu yazarlar, “kriz”in Türkiye bağlamındaki tarihselliğini ve kavramsal dönüşümünü ele almak için uygun kavşaklar sunmaktadır.
| Keywords | edebiyat, modernizm, modernleşme, kriz, sürekli kriz, istisna |
|---|---|
| Cimen.Gunay@ozyegin.edu.tr |