Speaker
Description
Modern çağ, özcü ahlak anlayışlarının insan yaşamını düzenlemek bir yana, onu tehdit eder hale geldiğinin kavrandığı bir dönemdir. Başka bir ifadeyle, ahlak felsefesinin temelleri sarsılmakta, evrensel ilkelerin değişmez hakikatler gibi dayatılamayacağı anlaşılmaktadır. Öz iddiasının yol açtığı yıkımlar, modernliği ahlaki düşüncenin dayanaklarını baştan ele almayı zorunlu kılan bir kriz alanına çevirmektedir.
İkinci Dünya Savaşı bu krizin belki de en acı örneğidir. Savaş, ahlaki ve toplumsal yapıların ne kadar kırılgan olduğunu göstermektedir. Adorno, Fromm, Milgram ve Bauman gibi düşünürler, bu kırılganlığın ardındaki nedenleri farklı açılardan ele almaktadır. Adorno, bireyin otoriteye nasıl bağımlı hale geldiğini ve bunun totaliter yapıları nasıl beslediğini incelemektedir. Fromm bu noktadan hareketle, itaat temelli otoriter vicdanın yerine insana dönük hümanist bir vicdan önermektedir. Milgram’ın yaptığı ise tartışmayı teoriden pratiğe taşımaktır: Sıradan insanlar otorite karşısında muhakemelerini şaşırtıcı bir kolaylıkla askıya alabilmektedir. Kötülük salt bireysel niyetlerle açıklanamamaktadır. Milgram’ın bulguları, Bauman’ın daha sonra modernliğin örgütsel yapısına yönelteceği eleştirinin zeminini hazırlamaktadır.
Bauman’a göre sorun bireysel patolojilerde değildir. Modern dünyanın rasyonel ve bürokratik işleyişindedir. Ahlaki çözülme bireysel zaafların değil, modern aklın örgütlenme biçiminin sonucudur.
Bütün bu tartışmalar çağdaş etiği olumsallık üzerinden düşünmeye itmektedir. Rorty hakikatin olmadığı bir dünyada dayanışmayı merkeze almaktadır. Heller değişen koşullarda sorumluluğu nasıl koruyabileceğimizi araştırmaktadır. Görüldüğü üzere, çağdaş dünyanın temel kavrayış biçimine dönüşmüş olan olumsallık anlayışı esas alınarak modern dönemin problemlerinin tekrar yaşanmaması için etik alanında araştırmalar yapılmaktadır.
| Keywords | kriz, vicdan, otorite, itaat, olumsallık |
|---|---|
| nedimyildiz@gmail.com |