Speaker
Description
1970’lerde Amerika’da başlayan, 80’lerde ise Avrupa’ya yayılan ve adalet krizi olarak küresel düzeyde önemli bir soruna eşlik eden cezalandırıcı adalet uygulamalarına dönük endişeler -suça karşı sertlik, fail odaklılık, uzun süren davalar, mağdurların memnuniyetsizliği vb.- ulus-devleti sözleşmeci mantığa oturtan temel dinamikte ciddi bir çatlak yaşandığını göstermiş oldu. Esasında sözleşmeci mantık modern devletin, adalet dağıtımında yanında başka bir güce tahammül etmediğini söyler. O hem yasayı koyar (yasa-koyucu) hem de elinde tuttuğu meşru zorla yasayı korur (yasa-koruyucu). Hukuki metinlerde yer alan suçlar ve cezalar, somut delil mantığına uygun şekilde ve bireysellik esasına binaen tekil faile uygulanır. Ancak fail merkezli cezalandırıcı adalette hapishane, bir suç kültürü üretir ve aktarır. İşte ulus devletler bu bağlamda açığa çıkan krizi dönüştürmek için yerli veya yerel adalet modellerini devşirip yasal sisteme entegre etti. Fakat zamanla onarıcı adalet pratikleri adeta cezalandırıcı adaletin yaptırım aracına dönüştürüldü. Yani ulus devletin adalet krizini dönüştürme amacıyla devralınan onarıcı adalet anlayışı devlet bazlı olduğunda alternatifliğini kaybetmeye başladı. Nitekim toplum temelli onarıcı adalet kavramı yeniden ve daha yüksek bir tonla tartışılmaya başlandı. Peki alternatif onarıcı adalet anlayışı adalet krizinin dönüşümü adına bir potansiyel barındırabilir mi? Bu soruya yanıt bulmak için zihin karıştırmayı deneyecek olan bu bildiri onarıcı adalet yaklaşımına (hem devlet temelli hem de toplum temelli onarıcı adalete) etik-politik bir perspektifle yaklaşacak ve devlet-dışı adaleti çok katmanlı adalet kavrayışı üzerinden yeniden yorumlamayı deneyecektir.
| Keywords | devlet, adalet krizi, onarıcı adalet, yasa |
|---|---|
| safiyeattes@gmail.com |